Cumhurbaşkanı Erdoğan üstüne basa basa uyardı: Tehlikeli bir eşikteyiz
Antalya

Cumhurbaşkanı Erdoğan üstüne basa basa uyardı: Tehlikeli bir eşikteyiz

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Antalya Diplomasi Forumu Resmi Açılış Töreni'nde konuştu. Bölgedeki sorunlara değinen Erdoğan, 'Bugün dünya güç bunalımıyla birlikte bir istikamet buhranı da yaşamaktadır. Gelinen nokta itibariyle ciddi ve tehlikeli bir eşikte olduğumuz görülüyor' dedi.

Sondakika Güncel4 dk okumaYeniAntalya
Reklam

728×90 — Reklam Alanı

Reklam vermek için tıklayın →

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Antalya Diplomasi Forumu Resmi Açılış Töreni"nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan, bölgesel konular hakkında önemli mesajlar verdi.

Erdoğan'ın açıklamaları şu şekilde:

"Saygıdeğer devlet başkanları, kıymetli bakanlar, uluslararası kuruluşların değerli temsilcileri, genç arkadaşlarım... Hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Tarihin, kültürün ve diplomasinin şehri Antalya'mıza hoş geldiniz, şeref verdiniz. Davetimize bizzat icabet ederek bugün aramızda bulunan kıymetli dostlarıma ayrıca teşekkür ediyor. Kendilerini Akdeniz'in bu eşsiz güzelliklerle dolu şehrinde ağırlamanın bahtiyarlığını yaşıyorum.

Program kapsamında yapılacak tartışma, değerlendirme ve fikir tatillerinin forum süresince gerçekleştirilecek yan etkinlikler ve ikili görüşmelerin verimli geçmesini diliyorum. Gerek katılım ve temsil gerek kapsam ve içerik noktasında küresel bir markaya dönüşen Antalya Diplomasi Forumunu bu sene de başarıyla organize eden Dışişleri Bakanlığımıza, Sayın Bakan ve ekibine görevi sırasında foruma öncülük eden Antalya Milletvekilimiz Mevlüt Çavuşoğlu'na tebriklerimi iletiyorum.

Konuşmamın hemen başında bir hususu özellikle ifade etmek istiyorum. Antalya Diplomasi Forumunu diplomatik temas kavramının sınırları içine hapsetmiyoruz. Bu organizasyonu dünyanın nereye doğru gittiği, insanlığın hangi değerler etrafında buluşabileceği, yeni etkileşim alanlarının neler olabileceği üzerine derinlikli istişarelerin yapıldığı bir akıl platformu olarak görüyoruz. Hepimiz şu gerçeğin çok net farkındayız. Günümüzde diplomasi yalnızca sorunların, ihtilafların ve çıkarların müzakere edildiği bir alan olmaktan çıkıyor. Diplomasi aynı zamanda insanlığın ortak geleceğinin hangi ilkeler bağlamında şekilleneceğinin tartışıldığı bir zemini de temsil ediyor.

5 sene önce diplomasinin nabzını tutacak küresel bir platform hedefiyle çıktığımız yolda bugün görüyoruz ki Antalya Diplomasi Forumu küresel aklın, global vicdanın ve özellikle de geleceğe dair umudun ortak kürsüsü haline gelmiştir. Üç gün boyunca yapılacak tartışmaların, forumun bu özgün ve özel yönünü daha da belirgin kılacağı kanaatindeyim. Forumun sizlerin de ufuk açıcı fikirleriyle Türkiye'nin barışın anahtarı misyonuna katkı vereceğine inanıyor ve şimdiden her birinize teşekkür ediyorum.

İçinden geçtiğimiz dönemi anlamak için süreci doğru tahlil etmemiz, dinamikleri doğru okumamız şarttır. Bugün uluslararası sistemde yaşanan sarsıntıları yalnızca güç dengelerindeki değişimle açıklamak bizi meselenin özünden uzaklaştıracaktır. Evet, güç dağılımı değişiyor. Evet, yeni aktörler yükseliyor. Evet, rekabet kızışıyor, derinleşiyor, daha yıkıcı hale geliyor. Ancak bütün bunlar bizim çok daha sert bir kırılmayla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Bugün dünya güç bunalımıyla birlikte bir istikamet buhranı da yaşamaktadır. Gelinen nokta itibariyle ciddi ve tehlikeli bir eşikte olduğumuz görülüyor. Kural temelli olduğu iddia edilen sistem kuralların ihlal edildiği yerde susarken, insan haklarını ve küresel güvenliği korumakla görevli mekanizmalar en ağır saldırılar karşısında etkisiz hatta çoğu zaman kayıtsız kalıyor.

Dolayısıyla küresel sistemde yaşanan kriz, evvel emirde ahlaki ve varoluşsal bir krizdir. Krizin ulaştığı boyutu görmek için 7 Ekim sonrası Gazze'ye bakmak yeterlidir. Son iki buçuk yılda 73 bin Filistinli İsrail saldırılarında can verirken yaralananların sayısı 172 bini geçiyor. Henüz körpe bir fidanken hayattan kopartılan çocukların sayısı 21 bini aştı. Öksüz ve yetimlerin sayısı ise 58 bini aştı. Bir defa şunu burada kabul etmemiz gerekiyor. Gazze'de yaşananları yalnızca bir insani trajedi olarak okumak eksikliktir. Gazze'deki soykırım mevcut düzenin neye izin verdiğini, neyi görmezden geldiğini ve kimi koruduğunu bize çok net bir biçimde göstermiştir.

Hepimiz elimizi vicdanımıza koyup şu soruların cevabını cesaretle aramak zorundayız. Eğer bir sistem küvezdeki masum bebekleri kurşunlardan koruyamıyorsa, sivillerin toplu şekilde hedef alınmasının önüne geçemiyorsa, kurumlar ve kurallar zalimlerin zulmüne engel olamıyorsa bu yapısal bir çürüme ontolojik bir tevessüh değil midir? Bu tablo ahlak ve meşruiyet krizinin en bariz hali değil midir sorarım. Dün Suriye ve Gazze'de bugün Batı Şeria ve Lübnan'da en temel insanlık sınavını veremeyen bir sisteme güvenmemiz bizden nasıl beklenir? Dahası kardeşlerimizin dostlarımızın ve evlatlarımızın geleceğini etkileyen bu sistem karşısında eli kolu bağlı kalmamız nasıl düşünülebilir?

Kıymetli dostlar bizim dünya beşten büyüktür şiarıyla 13 yıldır insanlığın gündemine taşıdığımız temsil açığı kapatılmadan çok net söylüyorum. Ne sistem krizi çözülebilir ne de daha adil bir dünyanın inşası mümkün ve muhtemeldir. Kırk gün boyunca bölgemizi barut kokusuna boğan savaş bunun en son örneği olmuştur. İsrail hükümetinin tahrikleriyle başlayan bu anlamsız ve son derece maliyetli savaşta Pakistan Başbakanı değerli kardeşim Şerif'in girişimleriyle ilan edilen 15 günlük ateşkesten memnuniyet duyuyoruz. Ateşkesin araladığı fırsat penceresinin kalıcı barışın tesisi için en etkin şekilde değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Ne kadar derin olursa olsun anlaşmazlıkların çözümünde sözün yerini tekrar silahların müzakerenin yerini kanlı mücadelenin almasına izin verilmemelidir.

Unutulmasın ki barışa giden en kestirme yol yapıcı diyalog ve diplomasidir. Ve barış, Cumhur İttifakı ortağımız Sayın Devlet Bahçeli'nin o veciz ifadesiyle tek kanatlı bir kuş değildir. Tarafların uzlaşmacı, sabırlı ve sağduyulu bir anlayışla hareket etmeleri sonuç alınmasında büyük önem arz ediyor. Yine bu kritik aşamada İsrail'in müzakere sürecini dinametlemesine karşı hazır ve müteyakkız olunmalıdır. Tansiyonun tırmandığı hürmüz geçişiyle ilgili bizim tavrımız çok nettir.

Hürmüz'ün bir yakası İran ise diğer yakası Umman'dır. Körfez ülkelerinin açık denizlere erişim hakkı kısıtlanmamalıdır. Esas olan Hürmüz'ün ticari gemilere açık tutulmasıdır. Savaşın komşu coğrafyalardaki enerji kaynaklarının uluslararası piyasalara ulaştırılmasında alternatif rota arayışlarını hızlandırdığı görülüyor. Türkiye olarak enerji ve bağlantısallık alanlarında kalkınma yolu gibi vizyon projeleriyle komşularımızla iş birliğine açık olduğumuzun bilinmesini istiyorum.

📰
Kaynak
Sondakika Güncel
✍️
Yayımlayan
Serik Haberleri
Reklam

728×90 — Reklam Alanı

Reklam vermek için tıklayın →