İranlı yönetmen Mecid Mecidi, bugünün dünyasında hikayeler üzerinden bir mücadele yaşandığını belirterek, son yıllarda yaşananlarda olayları anlatan ve şekillendirenlerin ne kadar etkili olduğunu gösterdiğini ifade etti.
Enstitü Sosyal ile NUN Eğitim ve Kültür Vakfının ev sahipliğinde, küresel krizlerin temel nedenlerinin ve tarihsel sömürgecilik mirasının ele alındığı "World Decolonization Forum"u Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortaklığıyla bugün İstanbul'da başladı.
Yönetmen ve senarist Faysal Soysal'ın moderatörlüğünü üstlendiği "Cinema and Decolonization" (Sinema ve Dekolonizasyon) başlıklı özel oturumda, sömürgeciliğe karşı sinemanın imkanları ve Mecidi sineması ele alındı.
Konuşmasına ABD/İsrail-İran Savaşı'nın başlamasından bu yana hayatını kaybedenlerin çoğunun masum kadın ve çocuklar olduğuna dikkati çekerek başlayan Mecidi, bunun en acı örneğinin Minab'da şehit düşen 165 kız öğrenci olduğunu söyledi.
"Dünyayı kendi hikaye anlatımlarıyla şekillendiriyorlar"
Mecidi, bugünün dünyasında çatışmaların yalnızca silahla değil, anlatılar ve algılar üzerinden de yürütüldüğünden bahsederek, şunları kaydetti:
"Bizler bugüne kadar kimin haklı, kimin haksız olduğunu hikayeler üzerinden okumaya çalışıyorduk. Hikayeyi yazanlar Batı medyası olduğu için, bizler kaynaklardan ve medyadan Filistin ile İran halkının terörist, saldırgan ve vahşi olduğunu okuyor, görüyorduk. Ama son birkaç yıl bize gerçek katillerin o hikayeyi yazanlar olduğunu kanıtladı. Gerçek teröristlerin Filistin veya İran halkı değil, tersine hem İran'a hem de Gazze'ye, Filistin'e saldıranlar olduğunu gösterdi. Zamanımız artık hikayelerin savaşıdır, kimin hikayeyi yazdığı, kimin hikayeyi doğru yorumladığı ve karşı tarafa sunduğu bir zamandayız."
Batı'nın sinema üzerinden kurduğu hegemonyaya da dair usta yönetmen, "Bilindiği gibi İsrail, neredeyse her yıl Nazilerin Yahudilere yaptığı zulüm ve Holokost ile ilgili en az iki film yapıyor. Bütün dünyaya aslında kendilerinin mazlum olduğunu, antisemitizmin sürdüğünü ve savunma haklarının hala kendilerinde olduğunu anlatan filmler çekip dünyayı bununla şekillendiriyorlar. Halbuki hepimiz biliyoruz ki dünya üzerindeki milyarlarca insanı bu filmlerle ve hikaye anlatımlarıyla sömürenler gerçek anlamda kendileridir." ifadelerini kullandı.
"Sinema, hikayeleri anlatmada tiyatroya göre daha zengin, çok daha farklı boyutlar taşıyor"
Mecid Mecidi, gençlik yıllarında gösteri sanatlarına büyük ilgi duyduğunu dile getirerek, sinemaya geçiş sürecine ilişkin şunları anlattı:
"Tiyatroya yöneldim, o alanda okumaya başladım ve kendimi orada var edebileceğimi düşünüyordum. Ancak 22 yaşına geldiğimde, tiyatro dünyasının gittikçe sınırlı hale geldiğini fark ettim. Sinemanın dünyası ise muazzam hikayeleri anlatmada ve farklı biçimleri kullanmada tiyatroya göre daha zengin, çok daha farklı boyutlar taşıyor. Bu sebeple tiyatrodan sinemaya kaydım. Elbette bu kararımın oluşmasında İran devriminin de büyük etkisi oldu. Çünkü devrim, sinemayı ve yönetmenleri ciddi anlamda desteklemeye, yeni filmlerin yapılmasına önayak olmaya başladı. Böylece sinemada farklı anlatım tarzlarını görmeye başladık. Devrimden sonra sinema sektöründe yeni bir sanat alanı oluştu. Tiyatrodan geldiğim için sinemayla ilk ilişkim oyunculuk üzerinden kuruldu. Bu tecrübenin ardından kısa filme adım attım ve kariyerime sinema yönetmeni olarak devam ettim."
İran sinemasının insan odaklı yapısına işaret eden Mecidi, sinemalarının temelde şiirden ve edebiyattan beslendiğini, bu yönüyle diğer dünya sinemalarından ayrıştığını söyledi.



