Türkçe Gönüllüleri Birliği Genel Sekreteri Ramazan Bakkal, "Ne yazık ki dilimizi yeterince yaygınlaştıramadık. Üstelik büyük bir kuşatma altındayız. Bizim en büyük ödevimiz Türkçemize sahip çıkmaktır" dedi.
Türkçe Gönüllüleri Birliği tarafından düzenlenen, "Türkçenin İngilizce Tarafından İstilası Karşısında Kurumlar, Aydınlar ve Basın" paneli, Çemberlitaş'ta bulunan Birlik Vakfı'nda gerçekleştirildi.
Türkçe Gönüllüleri Birliği Genel Sekreteri Ramazan Bakkal, panelin açılışında, Türkçenin içinde bulunduğu sıkıntılara değindi.
Türkçenin, İngilizcenin büyük bir saldırısı altında olduğunu vurgulayan Bakkal, "Şu anda sokaklardaki İngilizce tabelalardan dolayı büyük bir utanç duyuyoruz. Ne yazık ki dilimizi yeterince yaygınlaştıramadık. Üstelik büyük bir kuşatma altındayız. Bizim en büyük ödevimiz Türkçemize sahip çıkmaktır. Bugünkü etkinliğimiz de bu yoldaki bir çaba olarak değerlendirilmelidir." diye konuştu.
"Sömürücü dil, esasen Batılı bir dildir"
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Kemal Şaş, Türkçenin birçok alandan dışlandığını ve bu durumun toplumun büyük çoğunluğu tarafından fark edilmediğini söyledi.
Türkçenin yüksek öğretim ve bilim gibi alanlardan da büyük oranda dışlandığına işaret eden Şaş, "Dil sömürüsü ve dil emperyalizmi, güçlü olan dillerin diğer dilleri dışlaması ve yok etmesidir. İstila edilen dil, güçlü dil karşısında zamanla yok oluyor, büyük bir kayıp yaşıyor. Bu durumu, tarihsel olarak Amerika'nın 1492'deki istilasıyla başlatmak mümkündür. Bu tarihten itibaren birçok dilin zamanla yok olduğunu biliyoruz." ifadelerini kullandı.
Şaş, dil emperyalizminin işleyişinden de bahsederek, şunları kaydetti:
"Sömürücü dil, esasen Batılı bir dildir. Onlar kendi dillerini, geri kalan ülke ve toplumlar için zorunlu kılmayı amaçladı. Bunu ise kanunla değil, oluşturdukları toplumsal ve kültürel yapıyla yaptılar. Dil emperyalizminin temel dayanağı ilerleme fikridir. Batılılar, ilerlemenin kaynağını kendi dilleri olarak görmektedir. Bu durum ne yazık ki Türkçe için de geçerlidir. Bugün başta akademi olmak üzere birçok alanda üretilen çalışmaların çok büyük bir oranda İngilizce yapıldığını görüyoruz. Türkçe bu anlamda bilim alanında büyük bir kayıp yaşamaktadır. Bu durum İngilizce karşısındaki diğer diller için de geçerlidir."
"Kendi dilimizi hançerlemenin bize hiçbir faydası olmayacaktır"
Marmara Üniversitesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Şen, Türkçenin 8. yüzyıldan itibaren yazılı bir dil olduğunu belirterek, "Türkçenin bir alfabeye sahip olması oldukça mühimdir. Türkçe, farklı dillerin etkisi altında kalmış ve çeşitli alfabeler kullanmıştır. Bu durum Türkler, Müslüman olduklarında da devam etmiştir. Türkler, bugüne kadar 13 farklı alfabe kullanmışlardır. Bununla birlikte kendi alfabelerini kullanmaya devam etmişlerdir. Bu nokta, Türkçenin kendi varlığını sürdürmesi noktasında oldukça önemli bir durumdur." dedi.
Yabancı dillerin Türkçe üzerindeki baskısına dikkati çeken Şen, "Oysa Türkçeyi bir tarafa bırakarak yabancı bir dille düşünmek bizler için mümkün değildir. Dolayısıyla asıl olan ana dildir. Burada yapmamız gereken temel şey ana dilimize sahip çıkmaktır. Kendi dilimizi hançerlemenin bize hiç bir faydası olmayacaktır." ifadelerini kullandı.



